Değerli okurlar! Bugünkü gündem yanıbaşımızdaki yadsınamaz  dünya gücü İran. Çok eski uygarlıkların beşiği olan savaşçı ruhlu insanların yurdu …

              Tarihin her döneminde diğer devletlerin ekonomik ve mali çıkarları uğruna stratejik oyunların gizli ve açık oynandığı değerli topraklardı. Ortadoğu topraklarının yanıbaşında her zaman sahnede olmuş, her dönem ve her kurduğu devlet ile İran halkı “ben bu oyunu bozarım” demiştir. İşte tam da bu nedenle bu coğrafya ve yakınlarındaki güçlerin her zaman tepkisini çekmiştir. Rusya, İngiltere, Amerika, Almanya en başta olmak üzere hangisine yakın dursa da İran’da tüm gelmiş geçmiş hükümetler devrilmekten kurtulamamıştır.

               Gelelim şu anki duruma; 2009’daki seçimlerden sonra yapılan en büyük gösteri protestolar ile sokaklar insanlarla  dolu … Bugüne kadar küçük olaylar ve protestolar eş zamanlı ve organize olarak çok sayıda şehre yayıldı. Şiddet olayları baş gösterdi ve enteresan yanı başkent Tahran’da değil muhafazakarların kalesi Meşhed şehrinde başladı…

               Peki neden şimdi? Bu kadar şiddetli ve çakan kıvılcım sokakları nasıl tutuşturdu. Zamanlama dikkat çekici, Türkiye ev sahipliğinde toplanan İslam işbirliği teşkilatının Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti olarak tanıma kararı ve yine Türkiye ile Yemen’in çağrısıyla toplanan BM Genel kurulunda 128 ülkenin ABD’yi, Kudüs’ü İsrail’in başkenti kabul etmesi konusunda kınaması sonrası İran’da olayların fitili ateşlendi.

               Peki halk ne istiyor? Bu bağlamda iki ayrı tablo var. Bir kısmı 1979 devriminden bu yana ülkeyi demir yumrukla yöneten İslami rejimi hedef alıyor Ayetullah Hamaney’i istifaya çağırıyor. “Mollaların yönetimini istiyoruz” gibi pek çok sloganlarla yürüyor. Daha fazla özgürlük, haklar ve modern dünyaya uyumlu bir yaşam tarzı ve anayasa istiyorlar. Diğer kalan kısım halkın çoğunluğu ise bu ilk grupla aynı paydada bütünleşiyor aslında. Halk ülke hazinesi ve kaynaklarının Suriye Yemen’de değil ülkede harcanmasını istiyor. Ekonomik ve değişmeyen siyasi yönetim anlayışı halkı canından bezdirmiş görünüyor. Dayatmacı, yasaklayıcı zihniyetin ürünü anayasaya karşı halk “açız ve daha fazla özgürlük” diye bağırıyor. Fakat burada dikkat edilmesi gereken şu; Teokratik hükümette ılımlı bir isim olan Hasan Ruhani’ye muhafazakarlar baskı yapmak amacında görünüyorlar.

               ABD ve İsrail’e karşı oylamalardaki Türkiye yanlısı tutumu nedeniyle dış  ve gizli güçler ülkeyi yangın yerine çevirme niyetindeler. Yakalanan ajanlar provakatörler bunu doğrular nitelikte. ABD daha fazla özgürlük isteyen İran halkının yanındayım derken muhafazakar grupları desteklediğinin pekala farkında. Ruhani’ye destek verip demokrasinin önünü açmak niyetinde olduklarını sanmıyorum.  “Amaç üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek.” İran hükümeti bir an önce reformları hayata geçirmeli  bunu dış güçlere bırakmadan ki ABD demokrasi getireceğim vaadiyle yangın yerine dönderdiği hangi Ortadoğu ülkesine demokrasi getirmiş.? Irak, Libya, Suriye.  Afrika ve Asya’da pek çok ülke gizli ve aleni örgütler tarafından yer altı ve yer üstü kaynakları için  iç savaşın kucağına bırakılmıştır. Yöntem hep aynı böl, parçala, yönet =  Kaos’tan beslen…

               İran halkı hem reformcu hükümete hem de kendilerini destekleme maskesi altında olayları tırmandıran muhafazakarlara mesafeli ve tepkili. Analistler bu durumu hayretle karşılıyorlar. Benim öngörüm hazinenin askeri harcamaları ve dış savunmaya giden kaynakların halkı fakirleştirdiği. Ayrıca bir kısım zenginin para içinde yüzerken katı islami kural adı altında dayatmalarla halkın ekonomik ve sosyal olarak ezildiği, inim inim inlediği yönünde … Tamda bu sebeplerden sokaklarda “İş, aş, özgürlük.” Sesleri yükseliyor. Dış güçler sanki halkın yanındaymış görüntüsü verirken İran cumhurbaşkanı birinci yardımcısı İshak Cihangiri’nin açıklamasında dediği gibi “Ekonomik konular bahane edilmiştir.” Arka planda farklı senaryolar yer alıyor. ..

               Ülkesini 38 yıl yöneten son İran şahı Muhammed Rıza Pehlevi katı ve diktatörce yöntemlerle batılılaşma ve laikleşmeyi ülkesinde denemiş ama sonrasında sonu ülkesini terk etmek olmuştur. Onu bir zamanlar destekleyen ABD ve İsrail tarafından yalnız bırakılmıştır. Batılı güçlerin piyonu olma çizgisinden uzaklaşmaya çalışmayı denemiş ve sonu sürgün olmuştur. Pek çok ülke gezmiş ve Amerika’ya yerleşmek istemiştir. Ama eski dostu başkan Carter onu Amerika’dan ayrılmaya mecbur bırakmıştır ve Mısır’da ölmüştür. Burada dikkat çekici husus ise sağlığında Şah gibi batı aşığı olmayan ve 1951’de petrol sanayisini millileştiren Muhammed Musaddık’ta; ABD ve İngiltere bloğunun gizli ve açık türlü stratejileriyle devrildi ve Şah Rıza piyonluğa giden yolda başa geçti ama iplerini eski dostlarından koparmaya çalışınca sonu devrilmek oldu…

               Irak’ta demokrasi vaadiyle işgal edilen diktatör diye nitelendirilen Saddam Hüseyin petrolü ne zaman ki halkı yararına kullanmaya çalışmış ülke yangın yerine dönmüştür. Demokrasi hiç gelmediği gibi Saddam’ın sonu saklandığı bir çukurdan teslim alınarak Mossad ajanlarının elinde işkence ve aşağılık yöntemlerle korkunç bir ölüm olmuştur.

               Libya eski lideri Muammer Kaddafi’de yine suni ayaklanmalarla aynı tezgahla devrilmiştir. İnsanlığa sığmayacak korkunç ve aşağılık işkence ve yöntemlerle hiçbir demokratik yargılama yapılmadan vahşice katledilmiştir. Ve kaos ortamında Irak ve Suriye’nin petrolleri oluk oluk Basra körfezinden hırsızlar tarafından, sömürgeci düzen imparatorları tarafından büyük okyanus kıyısındaki bazı körfez istasyonlarda depolanmıştır. Irak, Libya ve Suriye’nin tarihleri, müzeleri, yeraltı yerüstü zenginlikleri tarumar edilmiştir, çalınmıştır. Demokrasi bekleyen halklar eskisinden de beter ekonomik yoksulluk, acı, kan ve gözyaşıyla tanışmıştır. Bu üç ülke dışında örnek çoğaltılabilir.

               Tüm bunların ekseninde halk tabiriyle “elini verirsen kolunu kaptırırsın” diyorum. Dış güçler desteğiyle başa geçen ve onların piyonluğundan kurtulup gerçekten halkına biraz hizmet etmeye çalışanların sonu hep kolunu yani koltuğunu vermek olmuştur. Bazen de canını ve malını da ….

               Her şey bu adar karanlığa mahkum mu? Hayır! Bunu iki ana yolu var. 1- İran devletinin halkın özgür ve hür yönetim isteğine uygun reformları acilen yerine getirmesi. 2- Devletin belli bir zümrenin elinde olan petrol gelirleri ve uygulamalarını kökten değiştirip halka milli geliri eşit dağıtacak bir işleyişe geçmesi gerekiyor. Dış oyunlar ne kadar büyük olsa da köklü uygarlıklar kurmuş olan İran halkı bunların üstesinden gelecektir.

               Onlar ünlü Pers imparatoru Darius’un savaşçı torunları ve tarih sahnesinde her oluşum ve mücadeleden güçlenerek çıkmışlardır.

               Dış güçlerde pekala biliyorlar ki “lokma büyük ve İran onları yutmaya çalışanları tarih sahnesinde niyetleriyle beraber bozguna uğratmıştır.,,” Demokrasi iş, aş, hürriyet” gelecek ise bu İran hükümeti tarafından ve İran halkı dinamikleri ile müdahalesiz olmalıdır….

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.