Belediye başkanı bir adam asamaz bir para basamaz

“Belediye başkanı seçilene kadar başka yapıdadır seçildikten sonra değişir” algısı tam manası ile doğru değildir. Çünkü belediye başkanı kadar çevresi de değişmektedir.

Düne kadar arkadaş olan iki kişiden biri başkan olduğunda diğer kişi durduk yere ona “Sen başkansın” demeye başlıyor. Daha sonra bu söylem “Sayın başkanım”a dönüşüyor. En sonunda da “Belediye başkanı bir adam asamaz bir para basamaz gerisinin hepsini yapabilirsiniz” gazına neden oluyor.

Bu konu ile ilgili bir hikaye anlatayım kısaca.

Mısır Yunanlılar tarafından işgal ediliyor. Halk üzerinde müthiş bir baskı oluşturulmuş olmasına rağmen Mısır halkı Yunan imparatoruna itaat etmiyor. Vursa da, sevse de kimse onu yönetici olarak dikkate almıyor.

Bunun üzerine hükümdar danışmanlarını halkın arasına yönlendiriyor. Saygınlığını artırmak için ne yapması gerektiğinin araştırılmasını istiyor. Kısa sürede araştırmalarını tamamlayan danışmanlar, Mısırlıların yöneticilerini Firavun olarak yani “yarı tanrı” olarak gördüklerini tespit ediyor. Ve Yunan yöneticiye “Biz de sizi Yunan Tanrısı Apollon olarak takdim edeceğiz. Bu şekilde halkın size olan saygınlığını kutsallaştırmış da olacağız” diyorlar.

Kısa süre sonra Yunan imparatoru, Mısır sokaklarında dolaşırken danışmanlar halka “Eğilin. Gelen Apollon’dur. Yunan tanrısıdır. İtaat edin” şeklinde bağırmaya başlıyor. Halk derhal başını eğip itaat ediyor.

Sonra halk artık imparatorun yarı tanrı olduğuna iyice ikna oluyor ve çok ciddi bir saygı göstermeye başlıyor. Ancak imparatorun yanındaki danışmanlar gerçeği bildikleri için imparatora hak ettiğinin üstünde saygı göstermiyor. Durumdan rahatsız olmaya başlayan imparator, danışmanlarını yanına çağırıyor. Diyor ki, “Ben yarı tanrı olduğum halde siz bana hak ettiğim şekilde davranmıyorsunuz. Sizi yanımda istemiyorum…”

Şimdi bizim belediye başkanlarımızın bir kısmında da apollon sendromu oluşuyor. Belediye başkanı seçildikten sonra bir “süper insan” olduklarını düşünüyorlar. Ama bunda çevrenin ve özellikle yakın çevrenin çok ciddi bir etkisi oluyor. Hani derler ya “Sen öyleysen aslında ben böyle olduğum için” diye… Tam da o durum.

“Peki olsun bunun ne sıkıntısı var” demek de mümkün. Bana göre bir sıkıntı yok. Ancak belediye başkanları finalde öyle hata yapıyor ki kurtuluşları mümkün olmuyor.

Sırf bu nedenle uçurumun kenarına giden belediye başkanları var.

O kadar ki bürokratlar yani daire amirleri bile “Başkanım sen bilirsin” tarzında tavır takınıyor. Ben pek çok belediye toplantısına katıldım, pek çok belediye başkanı ile personel arasındaki konuşmaya şahit oldum.

Daire amirleri başkanlara yol göstermek yerine daha iyi itaat etme peşinde gibi. Pek çok kurumda belediye başkanının talimatlarını yerime getirmek “uyum içinde olmak” diye değerlendiriliyor. Oysa uyum içinde olmak belediye başkanının görev süresi tamamlandığında hakkında dava açılmamasına neden olmak, başkanlık sonrasında da başkanlık sırasında olduğu gibi birbirinin yüzüne bakabilmek demektir.

Yakın zamanda bir belediye başkanı ceza aldı.

Kendine aşırı güvenmese, yanlış yönlendirmelere kurban olmasa kimse bu tip hatalar yapmaz.

Onun için belediye başkanlarından ricam Apollun sendromuna kapılmayın. Yakın çevresinden ricam, başkan seçilenlerin insan olduğunu unutmayın.

Gerçek dost yanlışı yüzüne söyleyendir. Netice bekleyen değil…

Tabutta uyuşturucu mantıklı aslında

Önceki gün Sakarya bir kez daha ülke gündemine geldi. Pek çok kez olduğu gibi enteresan ve kötü bir şekilde.

Sakarya’da bonzai adı verilen bir uyuşturucu madde yakalanıyor. Tabutun içinde.

Aslına bakarsanız bonzai hep tabutun içinde.

İlk defa içmeden önce tabutun içine konulmuş hepsi bu. Normalde içenle birlikte giriyordu o tabutun içine.

Kafayı bulmak isteyenler, tuzağa, batağa çekilenler hep beraberinde tabutun içine götürüyordu bonzaiyi.

“Ne mantıkla içiyor insanlar” diye ayıplamıyorum. Daha önce bir yazımda da sözünü etmiştim. “Ben günaha karşıyım, günahkara değil” tıpkı hastaya değil hastalığa karşı olmam gerektiği gibi…

Oysa biz hep o öleni suçluyoruz.

Farkında olmadan suçu, suçluyu değil asıl mağduru hedef alıyoruz.

Uyuşturucunun tabutta yakalanmasının diyorum aslında haber değeri yok. Uyuşturucu hep tabutta.

Bazen yanında ceset de veriyorlar.