Covid-19 Sürecinde iş sözleşmelerinde yapılan düzenlemeler

Bugünlerde dünya tarihi boyunca yaşanan en büyük salgınlardan birine tanıklık etmekteyiz. Yüzyıllar boyunca dünyada pek çok salgın yaşanmışsa da daha önce etkisi bu kadar büyük bir salgının yaşanmadığı kabul ediliyor. Globalleşmenin etkisiyle salgın çok kısa bir süre içerisinde dünyanın her ülkesine yayıldı. İnsanlar ülkeler arasında kolaylıkla seyahat ediyor, teknoloji ve bilgi akışı hızlıca sağlanıyor derken bu iletişim ve hızlılık salgının da ne olduğunu anlamamıza fırsat vermeden tüm ülkelere yayılmasına sebep oldu. Ülkemizdeki ilk vakanın İtalya’daki bir fuara katılan Kapalıçarşı esnafı bir kişi olduğu söylentilerini duyduğumuz günlerden 138.000’inci vakaya ulaştığımız günlere sadece 2 ay içerisinde geldik. Bu süreçten toplumun her tabakası istisnasız olarak etkilendi. Ancak en çok etkilenenlerin başında bir hizmet akdine bağlı olarak çalışanlar yani işçiler yer alıyor. Birçok işçi ücretsiz izne ayrıldı veya işten çıkarıldı. Asgari ücret zaten bir ailenin açlık sınırında yaşaması için bile yeterli değilken bu miktarın da kesilmesi vatandaşı oldukça ciddi boyutta etkiledi. Pek çok kişi kredi çekmek, borç almak durumunda kaldı.

İşçilerin işten çıkarıldığını ve/veya ücretsiz izne ayrıldığını gören hükümet birtakım düzenlemeler yaptı ve önlemler aldı. Bu önlemler mevcut kanun hükümlerine yeni bir soluk niteliğinde... Örneğin, 4857 sayılı İş Kanunu’na göre bir işçinin ücretsiz izne ayrılması durumunda işçinin bu değişikliği kabul ettiğine dair yazılı onay vermesi gerekiyor. İşçinin bu duruma onay vermemesi durumunda sözleşmesini fesih hakkı mevcut. Ancak 17 Nisan 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7244 sayılı Kanun’un 9. Maddesi ile4857 sayılı İş Kanunu’na geçici 10. madde eklenmiş, bu maddenin 2. fıkrası ile işverenin Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay süreyle işçisini tamamen veya kısmen ücretsiz izne ayırabileceği yönünde düzenleme yapılmıştır. Madde hükmünde, bu kapsamda ücretsiz izne ayrılmanın, işçiye haklı nedene dayanarak sözleşmeyi fesih hakkı vermediğine hükmedilmiştir.

7244 sayılı Kanun’un getirdiği başka bir düzenleme de işten çıkarılmaya ilişkindir. 4857 sayılı İş Kanunu’nda işçiyi işten haklı sebeple çıkarmak için pek çok düzenleme mevcuttur. Haklı sebeple fesih, en kısa ifadeyle işçinin görece haksız olarak değerlendirilebilecek bir durum sebebiyle kendisine tazminat ödenmeksizin işten çıkarılması olarak aktarılabilir. Örneğin, işçinin çalışmasını imkânsız kılan sağlık sorunlarının olması, işçinin uzun süreli tutuklu kalması gibi durumlar işçinin haklı sebeple yani tazminat ödenmeksizin işten çıkarılması sonuçlarını doğurur. Bu durumlar, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinde sınırlı şekilde sayılmıştır. Şüphesiz, işverenin işçisi ile çalışmak istemediği durumda haklı bir sebep göstermeksizin işten çıkarma hakkı da mevcuttur. Bu durumda işveren, işçisini işten çıkardığında kıdem ve ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğü altındadır.

7244 sayılı Kanun ile yapılan düzenleme, işverenin iş sözleşmesini feshetme hakkını sınırlamaya yöneliktir. Kanun’un 9. maddesi ile getirilen düzenleme ile iş sözleşmesinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri sebepler dışında işveren tarafından feshedilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. İşbu kanun hükmüne rağmen işçilerini çıkaran işverenlere sözleşmesi feshedilen her işçi için fiilin işlendiği tarihteki aylık brüt asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanacağı belirtilmiştir. Bu düzenleme ile işçilerin işten çıkarılması büyük oranda sınırlandırılmıştır.

Dikkat çekilmesi gereken önemli bir konu, işçilerin sözleşmelerini feshetmeleri açısından herhangi bir sınırlandırma getirilmediğidir. Bu durumun kötüye kullanılabileceğini önemle vurgulamak gerekir. Zira işçisini çıkarmak isteyen ancak yukarıda yer verilen Kanun hükmü gereği iş sözleşmesini feshedemeyen işveren, kayıtlara işçisi istifa etmiş gibi bilgi girebilecektir. Yukarıda yer verilen düzenlemeden haberdar olmayan işçi ise haklarını alamamış ve bu zor günlerde işsiz kalmış olacaktır. Bize göre, işçilerin de iş sözleşmelerini feshetmelerine ilişkin bir sınırlandırma getirilmelidir.

Bazı şirketler, özellikle geçtiğimiz aylarda işçilerine verdikleri izinleri yıllık izinlerinden düşmüşlerdir. Böyle bir durumun kabul edilmesi mümkün değildir. Zira yıllık izin, işçiye Kanunkoyucu tarafından tanınmış bir hak niteliğinde olup işçinin bu izni dilediği vakit ve (elbette işvereni zor durumda bırakmayacak şekilde) kullanabilme hakkı vardır. Yıllık izin kullanan işçi, karşılığında maaşını aynen almaya devam eder. Ancak COVID-19 sürecinde izin, işin zorunlu olarak devam ettirilememesi sebebiyle verilmektedir. İşyerinde çalışma işçinin isteği ile değil pandemi sebebiyle durdurulmaktadır. Dolayısıyla işe gidilmeyen sürenin yıllık izinden zorla düşürülmesinin mevzuatta bir karşılığı yoktur.

Sonuç olarak, COVID-19 tüm dünyayı etkisi altına alan ve her kesimden insanı zor durumda bırakan bir süreç yaşatmaktadır. Bu sürecin en az hasarla atlatılması adına pek çok düzenleme yapılmışsa da bu düzenlemelerin yeterli olduğunu söylemek oldukça zordur. Zira toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan ve zaten zor geçinen asgari ücretli işçiler, şu dönemde çok daha zor durumda kalmaktadırlar. İşçiler işyerlerinde yol ve yemek ücreti gibi ilave ücretler aldıkları için aile bütçesine ilave katkılar sağlamaktaydılar. Ancak şuan bu ücretler de kesintiye uğramış durumdadır. Mevcut düzenleme ile iki kişinin çalıştığı bir ailenin 2.000-TL gibi bir miktara geçinmesi beklenmektedir. Ancak çok yakın bir zamanda bir sendika tarafından yapılan bir araştırmaya göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin 492 lira 5 kuruş, yoksulluk sınırı ise 6 bin 986 lira 5 kuruştur. Dolayısıyla Türkiye’nin %50’sinden fazlasını oluşturan ailelerin açlık sınırının 2 kat altında bir meblağ ile geçinmeleri beklenmektedir.

İşverenler maaş ve sigorta primi ödeme yükümlülükleri üzerlerinden alınarak ciddi manada rahatlatılmıştır. Ancak aynı rahatlık işçiler için geçerli değildir. Kısa çalışma ödeneğinden faydalanabilen sınırlı sayıdaki işçi yarı oranda maaş alabilme hakkını kazanmış; bu kişilerin de pek azı vaat edilen miktarları alabilmiştir. Başvuruların büyük çoğunluğu halen sonuçlanmamıştır. İşçiye çalışma ödeneği olarak yapılan bu ödemeler, işçinin daha önceden çalışarak hak ettiği işsizlik ödeneği süresinden düşülmektedir. Daha açık bir ifadeyle, bir işçi 4 ay kısa çalışma ödeneği aldıktan sonra 3 yıl içinde işsizlik ödeneği alacak şekilde işten çıkarıldığında, 10 ay yerine 6 ay, 8 ay yerine 4 ay işsizlik ödeneği alacaktır. Dolayısıyla, işçiye ödenmesi taahhüt edilen para, işçinin zaten ileride işten çıktığında alacağı paradır. İşçi bu hakkını şuan kullandığında ve ileride işsiz kaldığında yine zor durumda kalacaktır.

Neredeyse 2 aydır sokağa çıkmamış olan 65 yaş üstü ve 20 yaş altı olan işçiler mevcut.. Bu kişilerin de iş akitlerinin sonlandırılması yukarıda aktarılan kanun hükümlerine göre geçerli değilse de sokağa çıkma yasağı, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’na dayanarak getirilmektedir. Bu Kanunun 83. maddesinde yer alan düzenlemeye göre, zorunlu olarak kurumlarda veya evlerinde tecrit edilen yani sokağa çıkma yasağı nedeniyle evinde kalan kişilerin ve ailelerinin bakım ve beslenme masrafları hükümetçe karşılanır. Bu hüküm gereği idari kararlar nedeniyle işe gidemeyen kronik rahatsızlığı bulunan 65 yaşını aşmış kişiler ve 20 yaşından küçük işçilere hükümetçe gelir bağlanmak zorundadır. Hükümetin bu noktada bu gruplara ödemeler yapması ve destek paketlerini arttırması gerekmektedir.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Sakaryalı öğrenci
Sakaryalı öğrenci - 3 ay Önce

Zeynep hanım, devletten beklentileriniz neler ya da bizim beklentilerimiz neler olmalı? Hakkımızı savunabilmek için ne yapmamız gerekiyor? Bir sonraki yazınız biz öğrencilerin mağduriyeti hakkında olursa sayenizde bilgilenmiş oluruz. Sizin gibi avukatların daha çok bilgilerine yazılarını paylaşmalarına ihtiyacımız var.

Sakaryalı öğrenci
Sakaryalı öğrenci @Sakaryalı öğrenci - 3 ay Önce

öğrenciler şu anda sınava çok az kaldığı için çok stresliler, devlet öğrenciler için gerekli önlemleri alıp okulları açmalıdır. Ya da bize ücretsiz dershane eğitimi sağlamalıdır. 1 vaka ile her yer kapandı şimdi bir sürü vaka varken her yer açılıyor. Ama okullar açılmıyor. Herkesin evinde internet yok.

Zeynep K.
Zeynep K. @Sakaryalı öğrenci - 3 ay Önce

Merhaba, sorunlarınızdan genel olarak bahsedebilirseniz bir sonraki yazımı sizin için hazırlayacağım.

Hüseyin Turna
Hüseyin Turna - 3 ay Önce

Devlet kim aç düşünmüyor. Yanında mısın ona bakıyor. 2 çocuğum var 1177 tl ye evde oturamam.

ERKAN YILMAZ
ERKAN YILMAZ - 3 ay Önce

evet bu gıbı salgın deprem gıbı durumlarda butun vatandaşların ıhtıyacları yeterli şekilde karşılanması gerekiyor