Cumhur-u hesaplaşma

İlçe olarak 30 Mart yerel seçimlerinin ardından gayet sakin bir döneme girmiştik. Hemen hemen iki ay boyunca yerimizde oturduk ve kısa süre önce dahil olduğumuz büyükşehir yasasının ilçemize neler kazandırıp neler kaybettireceğini izlemeye başladık. Ve geçtiğimiz günlerde bunun bazı yansımalarını sizlerle paylaştık. Emlaktır, ruhsattır, vergidir, sudur ödemedir derken ilgili her kurumda sorunlar ortaya çıktıkça paylaşmaya devam ediyoruz. Gündelik sorunlar bu şekilde devam ederken, son günlerde ulusal siyasette olduğu gibi yerel siyasetimizde de gözle görülür farklılıklar yaşanmaya başladı. Dikkatler cumhurbaşkanlığı seçimlerine yoğunlaşmaya başladı.

Ben bu yazımda seçim öncesinde yaşanan bayrak, indirme olayı Musul olayı gibi olumsuzlukların Kocaali’de nasıl yorumlandığını ve halkın siyasi duruş olarak nasıl bir dönüşüm yaşadığını vurgulamak istiyorum. Daha önceleri millet olarak, bu ve bunlar gibi, kanımıza dokunan milli değerlerimize dokunan olaylarda nasıl bir tutum sergilediğimizi tekrardan kaleme almaya gerek yok sanıyorum. Zira bundan yaklaşık iki yıl önce 33 askerimizin şehit edilmesinin ardından ülkemizde dalga dalga yayılan teröre lanet yürüyüşleri kapsamında Kocaali’de de büyük bir organizasyon yapılmış ve halk sesini yükseltmişti. Ancak geçtiğimiz günlerde üst üste gelen iki olay karşısında Kocaali’nin nötr duruşu devam ediyor. Bu konuda sadece geçtiğimiz hafta içi Ülkü Ocakları Kocaali İlçe Başkanlığı tarafından bir organizasyon yapıldı ve yürekli 30 kadar genç kardeşimiz basın açıklaması ile olayı kınadı. Ve hemen ardından Musul meselesi patlak verdi.

Yaşanan bu olayların ardından ilçe genelindeki durağanlığı takip ediyorum. Siyaseti yakından takip eden, içinde yer alan ve az da olsa bilgisi olan büyüklerimle ve vatandaşlarla bu konuda kısa ve öz sohbetler ediyorum. Öyle ki geride kalan bir iki hafta da ilçe halkının siyasi duruş olarak büyük bir değişime uğradığını fark ettim. Bilirsiniz eskiden iktidardan yana olmak ayrıcalık gibi görünürdü. Ve vatandaş muhalif bile olsa bu kimliğini saklar, görüşlerinin aksine konuşurdu. İktidarı destekler, ondan yana gibi görünürdü. Gezi olayları ile başlayan son bir yıllık sürece ve sürecin Kocaali’deki yansımasına baktığım zaman bu durumun iyiden iyiye dönüşmeye başladığını fark ettim. Öyle ki Kocaali’de sokağa çıkıp İktidar mensubu olduğu alenen bilinmeyen teşkilatta hazır görev almaya kime sorsanız iktidarı sorumlu tutuyor. Muhalif görüntü çiziyor. Ama iş sandığa geldiği zaman örneğini 30 Mart’ta gördük. Hani biraz derin düşündüğünüz zaman şu anda muhalif görünmek ayrıcılıktır diyebilecek seviyeye geliyorsunuz.

Öte yandan yavaş yavaş yaklaşan bir cumhurbaşkanlığı seçimi var önümüzde. Kocaali’nin bu konuda da bir portresini çizmek istedim. Öğrendim ki Kocaali’de seçim algısı diye bir şey kalmamış. Halkın genel fikri 30 Mart tarihi ile ülkedeki seçim mantalitesinin hesaplaşma mantalitesine dönüştüğü yönünde. Bu gün Kocaali’de seçim denince akla, sandık, hür irade ve tercih gibi olguların daha da ötesine geçen ve partileri görmezden gelen bir sistem geliyor. Vatandaş artık seçim denince, Recep Tayyip Erdoğan’ı sevenler ile sevmeyenlerin düşüncelerini kağıda yazdıkları ve bu kağıtları sayılmak üzere kutuya attıkları bir sistem görüyor. Cumhurbaşkanlığı seçimleri için de Kocaali’deki hava bu şekilde. Açık konuşmak gerekirse millet cumhurbaşkanını tarihte ilk kez sandıkta seçecek olmayı pek de fazla umursamıyor. İkinci veya beşinci olsaydı da bir şey değişmezdi. Kocaali şu an sayı ile ilgili değil. 30 Mart seçimleri, siyaset içindeki daha karmaşık yapıların bir hesaplaşmasıydı. Bu kez hesaplaşma daha net yapılıyor. Ve Kocaali’de bu seçimlere Cumhur-u Hesaplaşma deniyor.   

YORUM EKLE