Gözünüzü açın

Toplum olarak bazı konularda biraz ağır davrandığımızı kabul etmek lazım. Bu konuda Avrupai bir havaya sahip değiliz. Mesela onlar bir iş yapacakları zaman önce yapacakları işi belirlerler, sonra yapılacağı saati. Ve saati geldiğinde de iş yapılmış bitmiş olur. Benim babam birkaç ay amcam ise uzun yıllar Avrupa’da yaşadı. Ve her zaman nasıl dakik olduklarından bahsederler. Der ki, orada işe geç kalmak, işi ertelemek ya da son zamana bırakmak diye bir kavram yok. Ama gel gelelim Türk toplumunda bu anlayış hala tam olarak yerleşmiş değil. Zaten öyle olsaydı durum şu an çok daha farklı olurdu. Bunu onlara özendiğim için değil bazen işi isteyerek savsakladığımızı özellikle vurgulamak için yazdım. Hani meşhur bir sözümüz var ‘Yumurta kapıya dayanınca’ diye günde en az birkaç kez kullanırız. Öyle sanıyorum ki sadece bizim için söylenmiş bir sözdür.

Bunun bize en yakın örneğini geçtiğimiz aylarda Ortaköy’deki istimlak meselesinde yaşadık, gördük. Uzun süre ilanlar duyurular yapılmasına rağmen açık konuşalım bazı vatandaşlar terk konusunda biraz eli ağır davranmıştı. Daha doğrusu işi son zamana bırakmıştı. Sonrasında ise bildiğimiz mevzular yaşandı. Evlerin elektriği suyu kesildi. Vatandaş kamu kurumları ile karşı karşıya kaldı. Biraz önce söylediğim yumurta meselesi gelince de işler aslında başında olması gerektiği gibi usulüne uygun yürümeye başladı. Tamam vatandaşın eli biraz ağır olabilir ama ben kurumların da zaman zaman sabırsız davrandığını katı kurallar uyguladığını düşünüyorum.

Haberiniz var mı bilmiyorum ama bizim meşhur Ortaköy meselesinin bir benzeri şu günlerde Yalpankaya ile Köyyeri arasında kalan Azap Mahallesi için yaşanıyor. Bundan birkaç gün önce de azalardan biri telefonla bana ulaşıp durumu az çok izah etti. Sonrasında ise geçtiğimiz Pazartesi günü yüz yüze konuştuk. Anlattığına göre yerleşik 6 hanenin bulunduğu azap mahallesi, tarihi 140 yıl öncesine dayanan bir yerleşkeymiş ve şimdiki Köyyeri Mahalelsi’ne bağlıymış. İşin tuhaf tarafı hiç kimse oranın Köyyeri sınırları içinde olduğunu bilmiyormuş. Yalpankaya ya bağlı olduklarını sanıyormuş. Sonra kadastro çalışmaları sırasında o zamanın bilirkişisi bahsi geçen mahallenin olduğu bölgeyi de kapsayacak şekilde ‘Buradan yukarısı orman’ deyivermiş. Ve nerede olduğunu hiç kimsenin tam olarak kestiremediği toplamda 12 yerleşik 6 hanesi olan Azap Mahallesi komple ormanda kalmış. Gerçi zamanında biri çıkıp ta bu işin aslını sorgulamış olsaydı bu durumlar hiç yaşanmayacaktı. Ama olan olmuş bir kere. Şimdilerde ise oturdukları mahalle orman alanında kaldığı için kendileri de işgalci konumuna düştüler. Üstüne bir de yerlerinden çıkmaları için hukuki işlem başlayınca işler tamamen sarpa sardı. İsmini vermek istemediğim azanın anlattığına göre geçtiğimiz Cuma sabahı mahallenin elektrikleri kesilmek istenmiş. Hatta hiçbir olay yaşanmadan, mahallenin büyüklerinin de izni ile ekipler elektriği kesmiş.

Yine azanın anlattığına göre orada bulunan yapıların birçoğu imarlı ruhsatlı falan. Keza o yapılaşmada ters giden bir şey olsaydı ne elektriği ne suyu olurdu. Velhasıl öyle görünüyor ki biraz zor olsa da işler yoluna girecek. Biz gerektiğinde en yüksek makamları devreye almasını bilmiş bir ilçeyiz. Mesela şu Caferiye’deki toplu konut meselesinde bakanlar kurulu kararı ile gençleştirme sahası olan büyük bir arazinin imara açıldığını gördük. Azap Mahallesi için bahsi geçen alan ise birkaç dönümlük bir yer. Ve şu anki olumsuz durumun bilirkişilerin zamanında yapmış olduğu bir hatadan kaynaklandığı ortada. Büyük ihtimalle de düzeltilecek.

Burada elektrikleri kesen Sedaş ekiplerine söylenecek bir söz yok. Onlar gelen emri uyguluyorlar. Asıl muhatap Orman Bölge Müdürlüğü. İşi düzetecek olan da onlar. Şu ana kadar vatandaşla nasıl bir diyaloga girdiler bilmiyorum. Her hangi bir uzlaşı ortamı oldu mu olmadı mı belli değil. Ortada uzlaşılmayacak bir durum görünmüyor. Şayet anlaşmak için masaya oturmuş olsalardı işler yoluna girerdi. Demek ki öyle bir ortam olmamış. Buna rağmen ben kurumun neden böyle sabırsız ve katı olduğunu anlamakta zorluk çekiyorum.

Sonuç itibari ile biz yıllarca bize düşmanlık eden 35 Bin vatandaşımızı şehit eden hain terör örgütüne bile uzlaşı çağrısı, barış çağrısı yapmış, eli kanlı teröriste bile kucak açmış bir milletiz. Yıllar önce yapılmış bir yanlışlıktan dolayı şimdi işgalci konumunda olan 5 – 6 hanelik vatandaş topluluğu ile anlaşamayacak ne var bana bir anlatır mısınız?

Bu arada 140 yıllık mahalle de kazayla işgalci durumuna düşen vatandaşın elektriğini kestiniz de, bilirkişilerin sözü ile oturduğu yerden kalkmadan, bizzat gidip görmediği yere şurası orman şurası bahçe diye plan proje çizen zamanın memurları ya da ilgili kurumları hakkında bir soruşturma başlattınız mı? Biz de mağduruz dediniz mi? Haa işin bir de şurası var tabi. Her hangi bir şekilde işler düzeltilip yoluna girdiği zaman vatandaşın yaşadığı maddi manevi mağduriyeti ödeyecek misiniz?

Şunu unutmayın ki Türkiye artık eski Türkiye değil. Her kafası bozulanın canının istediği gibi asıp kestiği bir ülkede yaşamıyoruz. Bu toprakların ağır aksak da olsa bir uzlaşı coğrafyasına dönüştüğünü aklınızdan çıkarmayın. Hangi kurum olursa olsun önce vatandaşın refahını düşünmek zorunda. Dolayısı ile her işi kitaba kanuna uydurmaya çalışmayın. Bu bir bakış meselesi. Derin bakın, büyük bakın, gözünüzü açın…