İşten çıkarma meselesi

12 Camide imam yok

Şehirdeki her ilçeyi ayrı ayrı inceliyorum. Bazı yerlerde eksiklikler görülüyor. Bunların istatistikleri önümüze geliyor. Bakıyorsun Karasu o ligde hep şampiyonluğa oynuyor. Sakarya’da toplamda 40 camide kadro eksiği var. Bunların 12’si Karasu’da…

Gün geçtikçe de eksik sayısı artıyor.

Düşünsenize cami var imam yok.

Sakarya 1 milyonluk vilayet. 16 ilçe var. Eksik sayısı 40 olduğuna göre her ilçede en fazla 3 eksik imam olabilir. Karasu’da 12 cami boş…

İşin enteresanı yan ilçemiz Kaynarca imam sayısında Karasu’dan çok daha şanslı. Nüfusu bizim yarımız kadar olan Kaynarca’nın imam sayısı bizim iki katımıza yakın.

Öyle ki bazı mahallelerde hiç imam yok. Hani eski anlayışla mahallelere birden fazla cami yapılmış. Bunların hepsine imam atamak da gerçekten kolay iş değil ama…

Manavpınarı Mahallesi’nde iki cami var. Bir tanesinin imamı bir süreden beri yoktu. Şimdi merkezdeki caminin imamı da tayin olmak istemiş. Bu durumda mahallede Cuma namazı kıldıracak imam bulmak sıkıntı olacak. Cenaze olsa yan mahalleden imam istenecek.

Diyanet’i arıyorsunuz, “imkanlar bu kadar” diyor. Karasu’ya imkanlar bu kadar da yandaki ilçelere neden bu kadar değil?

Her durumda kaybeden olmaktan artık bıkmadık mı?

Ülkede kriz var da bu kriz sadece Karasu’da mı hissediliyor?

Bu konuda siyasiler çeşitli gerekçelerle geride duruyor. Ama sivil oluşumlar da artık siyaset mekanizması tarafından öğütülmüş durumda. Sivil bir baskı unsuru olsa bu işler çok daha farklı yürür.

Sivil toplum her zaman siyasete rakip değildir. Çoğunca ön açıcı niteliktedir. Gelin sivil yapılaşmaya müsaade edelim, destek olalım.

Aksi halde siyasilerin söylemleri hep “Onlar nutuk atıyor” şeklinde yorumlanacak. Sonunda da kaybeden hep Karasu olacak…

Kuş beyinli kuşlar

Karasu Limanı son zamanlarda iyi işliyor. Hamdolsun…

Limana girmek için sıra bekleyen gemileri gördüğümde içimde hep bir umut oluyor. En azından “ülkede bazı şeyler iyiye gidiyor” diye düşünüyorum.

Liman, Karasu’da olduğu için herkese bir şekilde iş çıkıyor. Liman personeli ekmeğini kazanıyor, kamyoncu işine yetişmeye çalışıyor.

Limandan ithalat yapılıyor daha çok. İhracat olarak Gazi Metal’in sattığı sac var bildiğim kadarıyla. Başka bir ihracat yok.

Aldığımız ne?

Buğday, mısır…

“Bizim ülkede yetişiyor, yetişmiyor” polemiğine girmeyeceğim.

Bu buğday mısır işine kafam takıldı. Yol kenarında kamyonlardan dökülen mısır ve buğdaylar olduğunu gördüm. “Bunları kuşlar yemiyor mu” diye merak ettim.

“Yemiyor” dediler.

Küçükken meyve ağacına çıktığımızda kuşların yediği meyveleri bulmaya çalışırdık. Onlar daha lezzetli olurdu.

Kuşlar içgüdüsel olarak tatlı ve faydalı olan meyveleri tespit ediyor ve biz de onları bulup yiyorduk.

Şimdi gelen buğday ve mısırı yemiyormuş. Kuş beyinli kuşlar…

Kuş beyinli kuşların bile yemediği buğday ve mısırı kim yiyor tahmin edin…

İşten çıkarma meselesi

Karasu Belediye Başkanı İshak Sarı’nın basınla yaptığı kahvaltı sonunda Sarı artık tasarruf gerekçesi ile işçi çıkarmayacaklarını söyledi.

Belediye ile işi olmayanlar için küçük ama belediye çalışmaları için büyük bir söz. Seçim süreci başlar başlamaz belediye çalışanlarında bir tedirginlik olur. Ekmeğini kaybetme kaygısı her şeyin önüne geçer.

Ekmek derdindeki insanlar işlerinde verimli de olamaz. Bu zamana kadar çıkarılan kişilerde belirlenen kriteri çok insani bulmadığımı defalarca ifade etmiştim.

Mekanik bir değerlendirme ölçütü vardı. “İşe son girenden ilk girene doğru işten çıkarma” yönteminin insani olduğunu söylemek mümkün değil.

Son işe giren daha fazla işe yarayan bir kişi olabilir. Daha becerikli olabilir. Daha iş bitirici olabilir.

Paraya gerçekten daha fazla ihtiyacı olabilir. Daha özverili çalışıyor olabilir.

Ama yok kriter bu…

İşe her gelen bir tedirginlik içindeydi. “Acaba sabahleyin bir başkan yardımcısı yanımıza uğrayacak mı” endişesi ile işe gitmek ne demek bilemezsiniz.

Hele bir de Başkan İshak Sarı’nın OECD verilerini baz alması ve çalışan sayısının 120 civarında olması gerektiğini söylemesi işçileri iyice tedirgin ediyordu.

Düşünsenize çalışan her 3 kişiden ikisi işten çıkacak… Bu şekilde bir psikoloji ile çalışmak mümkün mü?

Neyse ki OECD verilerinin baz alınmayacağı ve bu sayının altına inilmesi durumunda belediye hizmetlerinde aksamaların meydana gelebileceği anlaşıldı ve bundan sonra tasarruf amaçlı işçi çıkarmaların sona erdiği duyruldu.

Bu şekilde bir çalışma barışı sağlanmış olacak. İnsanlar ister istemez kendi çalıştıkları birimdeki diğer arkadaşlarına rakip oluyor ve “Ben işten çıkacağıma o çıksın” diye düşünüyordu.

Bundan sonra insanların işlerine giderken endişe yerine neşe içinde olacaklarını düşünüyorum. Bu tedirginlik tüm ilçeye de yansıyordu.

Umarız bundan sonra belediye içindeki düzen daha adaletli bir şekilde sağlanır. Çünkü birimler arasındaki adam kaydırmalarından kaynaklı rahatsızlıklar da var. Bunlar da giderilirse belediye çalışma barışı açısından çok daha sağlıklı bir kurum haline gelecek.

Başkan Sarı’nın bundan sonraki gündemi bu olmalı diye düşünüyorum.

Etik meselesi

Geride kalan haftaki sayımızda Karasu Belediye Meclisi’nde yaşananları vermiştik. Haberleri hatırlıyorsunuzdur. Yazdığımız iki noktada etik değer tartışmasının muhatabı olduk. Sürekli okurlarımız bilir. Biz okurumuzdan bir şey saklamayız. Her şeyi de söyleyecek özgüvene sahibiz. Bunu cesaret ya da bir meydan okuma değil. Bizim yayın çizgimiz ilk günden beri bu şekilde.

Gelelim ana konuya…

Ekim Ayı Meclisi’nde gündeme gelen fatura meselesinde bizim gazete ismi kodlama gereği duymadı. Yani faturada kimin ismi yazıyorsa onu yayınladı. Zaten kodlasak da o kişinin kim olduğunu herkes kısa sürede öğrenecekti. Ayrıca kodlama biraz da gizleme manasına geldiğinden ve konunun gizlenecek tarafı da olmadığından, kodlama yapma gereği duymadık.

Kaldı ki konu zaten Meclis’te gündeme geldi. Belediye meclisi halka açık. Tutanaklar herkes tarafından okunabiliyor. Zaten pek çok kişi sosyal medyadan yayınlıyor.

O durumda ismi gizlemek mantıklı değil. Onun için biz bunda bir etik dışılık göremedik. İsmi paylaşmayan gazeteler olmuş. Onlara da saygımız var ancak bizim açımızdan bu konunun tartışılacak bir yanı yok.

Diğer konu da İshak Sarı’nın meclis kürsüsünden okuduğu haberin güzergahını açıkça yazmış olmamız. O konuda kişisel iletişimle aldığımız bilgilerin paylaşılması etik bulunmamış.

O noktada haklılık payı var. Ancak o konunun da tam manası ile netliğe kavuşması gerekiyordu. Kamuoyu konunun net bir şekilde nasıl gerçekleştiğinden haberdar olmalıydı. Onun için o konuda da açık olmak durumunda hissettik.

Basından beklenti

Karasu Belediye Başkanı İshak Sarı ile kahvaltılı toplantıda basının Karasu ile ilgili olumlu konuları daha ön plana çıkarmasını istedi. Nasıl ki gazeteci herkese “işinizi düzgün yapın” deme hakkına sahipse herkes de gazeteciye “Sen de işini düzgün yap” deme hakkına sahip.

Bunda bir şey yok da…Haber işi olumsuz şeylerle alakalı.

“Kuşlar ötüyor, böcekler durumdan rahatsız değil” şeklindeki haberleri kimse takip etmez. Ama millet olumsuz şeyleri takip ediyor diye de sürekli olumsuz şeyleri yazacak değiliz.

Siz iyi şeyler yapacaksınız biz de onları yazacağız. Olumsuz şeyleri yazmadığımızda olumsuzluklar ortadan kalkıyorsa yazmayalım. Sıkıntı yok.

Bir cinayet olduğunda basın yazmadığında adam yaşamaya devam etmiyor. Basın sadece olan durumu yansıtmış oluyor. Dillendirilen olay daya fazla etkiye sahip oluyor. O kadar.

Ama Sarı’nın haklılık payı da var. Teslim etmek lazım.

Karasu’daki basın mensubu kadar basın çalışan Sakarya merkezinde bile yok. Bazı illerde dört gazete yok. Karasu’da gazete sayısının yanı sıra takip edilirliği fazla olan internet siteleri de mevcut. Buna rağmen Karasu her defasında olumsuz haberlerle gündeme geliyor.

Basın bu noktada bir rakip olarak değil de bir avantaj olarak görülmeli. Basına güzel malzemeler verirseniz, güzel yönlendirmede bulunursanız elbette sonuç güzel olur. Ama siz basını rakip olarak görür, gereksiz bulursanız o zaman kaybeden ilçe olur.

Hani derler ya “birlikten kuvvet doğar” diye… Basın, idareciler, vatandaşlar birlik olursa orada olumlu reklam elbette olur.

Aksi halde çatışmadan kimse karlı çıkmaz…