Üzüm bağcı meselesi

Her zaman söyler dururuz üslup ve niyet her şeyden önemlidir diye. Gerek özel yaşantıda olsun gerek ticarette gerekse siyasette üslup her şeyin önündedir ve üslup niyete göre şekillenir. Eğer amaç üzüm yemekse insan ona göre bir tavır takınır, ancak niyet üzüm yemek değil de bağcıyı dövmekse o zaman ortada ne üslup ne de insancıl bir davranış kalır. Tabi hal böyle olunca da önce hoşgörü biter, peşinden dostluk biter. Siz bağcı politikası izlemeye devam ederseniz o zaman karşınızdaki insan da ister istemez sizin duruşunuza göre gardını alır. Neticede ise her zaman üslubunu bozan kaybeden taraf olur. Diyeceksiniz ki neden böyle üslup falan edebiyat parçalıyorsun. Kaleme alacağım konu tamamen bununla alakalı olduğu için bu şekilde giriş yapmak istedim.

Bildiğiniz gibi artık seçim rüzgarı daha sert esmeye başladı ve eleştirilerin dozajı gözle görülür derecede artış gösterdi. Öyle görüyorum ki bu artan dozaj durumundan hem iktidar hem de muhalefet payına düşeni alıyor. Sizlerinde bildiği gibi içinde bulunduğumuz seçim atmosferinin en önemli gündem maddesi Kocaali’nin geçmişteki yakın tarihi. Ve geçmişten oldukça sık söz ediliyor. Mesela şu anda ilçe siyasetini yakından takip etmesine rağmen çok da fazla ön plana çıkmayan eski belediye başkanı Zeynel Dal gibi, bir önceki dönem başkanı Osman Emanet gibi. Mevcut başkan Ahmet Acar’ın ise eleştirilere kısa sürede yanıt verebilmek gibi bir hakkı elinde olduğu için onu konunun dışında tutuyorum. Ve hemen her kesim, Kocaali’nin bu yakın geçmişte sürekli gerileyen bir rota izlediğini üzerine basa basa söylüyor. Bunu kabul etmek ya da etmemek sizlerin takdirine kalmış. Osman Emanet başkan şu anda aktif siyaset yaptığı için kendi dönemi ile ilgili eleştirilere teşkilat içi toplantılarda değinse de en azından basın yolu ile cevap vermeyi tercih etmedi ve etmiyor. Ancak Zeynel Dal cephesinde durum böyle değil. Kendi dönemi ile ilgili yapılan açıklamalardan eleştirilerden rahatsızlık duyuyor ve en doğal hakkı olarak cevap verme ihtiyacı hissediyor. Hakkına saygı duyuyoruz.

Geçtiğimiz günlerde çok sevdiğim bir büyüğümün daveti üzerine, içeriğinin ne olduğunu bile sormadan ofisine giderek ziyaret ettim kendisini. Ancak gidince öğrendim ki davetin özünde kendisi değil eski başkan Zeynel Dal’ın ricası varmış. Ve kendisi başkanlık yaptığı döneme ilişkin yapılan eleştirilere gazetemiz üzerinden cevap verme ihtiyacı duymuş. Özellikle belediye – personel, belediye – kurumlar ve eski dönemin maddi imkanları ile ilgili açıklama yapacağı önemli mevzular var ki bunları kamuoyu ile paylaşmak istemiş. Bizler sürekli gündemde olan siyasetçilerin sözlerine yer verdiğimiz için, söz hakkı doğan diğer siyasetçilere sırt çevirdiğimiz anlaşılmasın. Dört yıldır çizgimizi bozmadan, herkese eşit mesafede duruyor ve her zaman üslubumuzu koruyoruz. O yüzdendir ki okunuyoruz, değer buluyoruz. Bu doğrultuda aynı tavrımızı takınarak kendisine de istediği kadar yer verdik.

Ancak gündeme dair fikir ve düşünce özgürlüğü konusunda pek fazla uyuşamamış olacağız ki ortamın tansiyonu bir anda yükseldi. Üzümle başlayan mevzu, her ne kadar sükuneti korumaya çalışsam da bağcı mevzusuna dönüverdi. Ses tonları yükselip kullanılan kelimelerin içeriği de değişince haliyle biz de gardımızı alıp verilebilecek en olgun, acil tepkiyi vererek iş amaçlı görüşmeyi hiçbir amaca vardırmadan ve bir daha amacı olmayacak şekilde bitirmek durumunda kaldık.

Bizim gibi küçük çevrede çalışan gazeteciler hele birde kalemlerine güveniyorlarsa dedikoduya prim vermezler, olanı biteni yazarlar ve köşe yazılarında, genelde günlük yaşantılarında karşılaştıkları olayları yazmayı tercih ederler. Ben de üç kişi arasında geçen bu mevzuunun dedikodusunu yapmayı değil, yazmayı tercih ediyorum. Kocaali Belediyesi’nin geçmiş dönemleri ile ilgili söylemler, eleştiriler şimdiye mahsus değil. Ben bu işe başladığımdan bu yana sürekli aynı şeyler yerel hatta ulusal basında bile tekrarlanıyor. Şimdi, bizim o hiçbir amaca varmayan toplantının üzerinden yaklaşık bir hafta geçmesine rağmen ben hala, Zeynel Başkan’ın bu konuda neden yıllardır suskunluğunu koruduğunu, neden kamuoyuna açıklama yapma ihtiyacı duyduğunu, bizler kendisine bu imkanı sonuna kadar vermişken neden pireye kızıp yorgan yakmaya çalıştığını merak ediyorum. Bu arada, şimdiye kadar hiçbir zaman, hiçbir kurumun, hiçbir şahsın, hiçbir siyasi akımın ve en önemlisi paranın militanı olmadık. Dik duruşumuzun yegane sebebi de budur. Bu güne kadar böyle geldi, bundan sonrada başımız dik, yolumuz tam yol olacak. Farklı bir şey düşünen varsa bu yazıyı dikkate almalarını şiddetle tavsiye ediyorum.

YORUM EKLE