Yaz Geldi

Yaz geldi, akşamları sıkıcı ve bunaltıcı saçma sapan dizilerden kurtulduk derken yaz dizileri başladı.

                Senaryolar hep aynı, zengin, başarılı, boylu poslu, yakışıklı genç adamlar ile fakir kızların önce birbirinden nefretle etmeleri başlayan aşkları. Sanırsın adamların hepsi “grinin elli tonu” adlı romanın baş kahramanı. En fazla tutulan konulardan biri de anlaşmalı evlilik rolleri. Yani dizinin konusu rol yapmak. İki genç anlaşır ailelerine ve topluma karşı evlilik rolü yaparlar. Acayip tutan bir konu.  Ne hikmetse baş roldekiler hep milyoner olur. Dizi köy de geçiyorsa kesin komedidir. Konusundan çok şiveler ön plana çıkar.

                Hele soğuk kış gecelerinde izlenen diziler ne öyle? İnsana darlık veriyor resmen.  

Adam geçe kondu da yaşıyor ama oteller zincirine sahip bir aile şirketine yaptığı entrikalar ile ele geçirir. Ya da bir konağa hizmetçi olarak girip konağın sahibi olur. 

Bu masallardan biri, pardon! Dizi, beni çok etkiledi.  Baş rol oyuncusu, adamın karısın kaçırıyor. Karısı kaçırılan ruh hastası adam tek başına bir aileye kabus oluyor. Kötü adam başına aldığı darbe ile denizin ortasında suyun dibinde 10 dakika baygın kalıyor. Sonra? Sonra Bir mucize gerçekleşiyor ve kötü adam denizin dibinde birden ayılır ve kilometrelerce yüzerek kurtulur.

Bir de mafya dizileri var. Hani sokak ortasında kuş vurur gibi adam vururlar da hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam ederler. Silahlı çatışmalar genelde gündüz ve umuma açık yerde yapılır. Bu vurulan damlar ne oluyor hep merak etmişimdir. Hiç kimse polise ifade vermez.  Hayat laylaylom devam eder gider.

Aslında bunlara dizi film değil büyüklere masallar denmeli.

Bakın Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Dr. Osman Salış, ütopik, ulaşılması zor, gerçek hayatla bağdaşmaz dizilerin insan ruh sağlığı üzerine ciddi negatif etkileri olduğunu savunmuş.

Gerçek hayattan seçilen rol modellerinin ayakları yere basarken, dizilerden seçilen karakterlerin bazen yaşanılan gerçeklerden uzak olabildiğini söylemiş ve şöyle devam etmiş.

"Eğer yetişen çocuklar dizileri rol model alırsa, bu çocuk rol model olarak onun yaşayışına, giydiğine, bindiği arabaya bakacak. İnsanlar arasındaki ilişkilere o gözle bakacak. Biz biliyoruz ki dizilerdeki bu hayat gerçekçi hayat değil. Dizilerin gerçek olmadığının birkaç örneği, dizilerdeki bütün işler ve güçler lüks üzerine kurulu. Ne zaman çalışılıyor, para nereden geliyor, eşya nasıl alınıyor, ay sonunda hesapları kim yapıyor? Hiç mi bir başarısızlık olmuyor? Ali'nin sevgilisi, falanın villası, şöyle bir arabası. Çocuğun kafasında oluşan şekil bu, imajinasyon bu. Şimdi çocuk öyle bir hayat yaşamak istiyor, onu orada gördü, kendi gerçeğine bakıyor, alakası yok. Bu sefer zihin, ruhsal dünyada bir çatışmaya giriyor. Dizilerdeki gibi hayatlar da vardır ama kaç kişi yaşayabiliyor?"

Dizilerdeki şiddet olgusunun da çocuklar, gençler üzerinde olumsuz etkileri olduğunu belirten Salış, "Dizilerdeki şiddetin rol model arayan gençlere ciddi anlamda etki ettiğini düşünüyorum. Meseleni nasıl hallediyorsun, konuşarak mı, diyalogla mı? Bu da üzerinde durulması gereken bir konu" demiş.

Bol belgeselli seyirler dilerim.

YORUMLAR
Turan
Turan - 3 ay Önce

Haddinden fazla dizi seyrediyorsun sen Basri. Çık yürü biraz.