Yolumuz yol değil

Biz her ne kadar istemesek de etrafımızda üzüldüğümüz canımızın sıkıldığı olaylar cereyan etmeye devam ediyor. Hele bir de bu olaylar insandan kaynaklı meydana geliyor ya moralimizi en fazla bozan da bu olsa gerek. Malum bu haftanın en çok konuşulan olayı Fiskobirlik’in depolarında meydana gelen yangın olayıydı. Yangın çıktığı andan itibaren o kadar geniş yankı buldu ve o kadar çabuk yayıldı ki gecenin o saatine rağmen bir anda sosyal medyanın gündemi haline geldi. Ulusal haber ajansları olayı son dakika gelişmesi olarak verdi ve tüm yerel basın deyimi yerinde ise o gece sabaha kadar nöbet tuttu. Kısacası Kocaali bir kez daha çok geniş çapta bir kitlenin gündemine oturdu. Basın mensupları olarak bizlerin asıl amacı da bu zaten. İçinde yaşadığımız ilçenin en iyi şekilde tanıtımını yapmak, ilçe halkının sesini en iyi şekilde duyurmak. Ancak bu şekilde değil. Biz her zaman güzel olan ne varsa doğru olan ne varsa onu gündeme getirmek için mücadele ederiz ve işimiz felaket tellallığı değil, bunu aklınızdan çıkarmayın.

Olay herkesi üzdü dedim. Örneğin fındık üreticisi. O gece yangın ilk çıktığı dakikalarda fındık depoları yanıyor diye kısa süreli de olsa bir dedikodu dolaştı. Açık konuşayım bende haberi alıp olay yerine giderken fındık deposunun yandığını düşünerek gitmiştim. Allah’tan korktuğumuz olmamıştı. Doğru, depolarda fındık olmaması korkumuzu biraz olsun bastırdı ama bana kalırsa daha fazla korkulması gereken olay yangından bir iki gün sonra ortaya çıktı. Yangın bir elektrik kontağından çıksaydı ya da gaz sıkışması gibi insan kaynaklı olmayan herhangi bir nedenden dolayı çıkmış olsaydı inanın bu kadar üzülmezdik. Bizi asıl üzen ve korkutan konu bilinçli veya bilinçsiz hiç önemli değil, olaya insan elinin karışmış olması. Aslında toplum olarak ellerimizi başımızın arasında alıp bunu adam akıllı bir düşünmemiz gerek. Zira bu gün Fisko’nun başına gelen olay Allah göstermesin yarın bir gün başka esnaf ya da esnaflarımızın da başına gelirse hele birde sizin başınıza gelirse bu gün aslında ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Düşünmemiz gerek çünkü yaptığımız işin karını zararını düşünmüyoruz. Düşünmemiz gerek çünkü gün geçtikçe dış dünyadan kopuk, etrafını düşünmeden hareket eden, daha sorumsuz ve daha bilinçsiz bir toplum haline geliyoruz. Hani derler ya yolumuz yol değil.

Sonuç itibari ile polisimiz elini çabuk tuttu ve kısa sürede neticeyi aldı. İşin içinde her hangi bir kasıt var mı yok mu, orası Allah’a ayan bize şimdilik karanlık, soruşturma devam ettikçe olayın aslını öğreneceğiz. Haber medyaya yansıdığında oluşan hasarın 10 Milyon lira düzeyinde olduğu yönündeydi. Konu ile ilgili net bilgiyi bizzat Lütfi Başkan’ı arayarak öğrendim. Yanan malzemenin yaklaşık tutarı öyle sanıldığı gibi milyonlar düzeyinde değil yaklaşık 300 Bin TL. civarındaymış ve sigortalıymış. Lütfi başkan bunu telaffuz ederken rahatlatıcı bir unsur olarak özellikle vurguladı. Ancak sigortalı olması üzülmememiz gerektiği anlamına gelmez. Hatta üstüne yarın bir gün bizimde başımıza gelmesin diye biraz daha fazla üzülmemiz hatta korkmamız lazım.

Nihayetinde biz bundan sonra bu tip olaylarla karşılaşmak istemiyoruz. Zira Kocaali daha yeni yeni kendi ayakları üzerinde durmaya başlıyor. Yavaş yavaş mesafe kat ediyor, kabuğunu kırıyor. Ve bu büyümede hiçbir olumsuzluğa yer yok. Her ne şekilde olursa olsun hiç kimsenin Kocaali’nin adını kötü olaylarla gündeme getirmeye hakkı yok. Bu öyle bir sorumluluk ki küçüğünden büyüğüne, öğrencisinden esnafına, işsizinden fabrikatörüne kadar herkese görev düşüyor. Hani gece başımızı yastığa koyduğumuzda soruyoruz ya kendimize ‘Bu gün Allah için ne yaptın?’ diye. Hemen ardından da ‘Bu gün Kocaali için ne yaptık?’ diye sormak gerekiyor.     

YORUM EKLE